İstanbul Teknik Üniversitesi...Lise yıllarında adını ne zaman duysam heyecanlandığım,aklımın hep bir köşesinde aldığım puana göre tercih etmek istediğim bir üniversiteydi.Hakkında fazla bir bilgim yoktu,sadece daha önce mezun olmuş ve İTÜ’yü seçmiş arkadaşlardan duyduğum birkaç şeydi İTÜ hakkında bildiklerim. Özellikle köklü bir üniversite olması ve dünya üniversiteleri arasındaki sıralaması insana oldukça cazip geliyordu bu okulu seçmek için ve nitekim şuan bende bir İTÜ öğrencisiyim.2008 senesinde burayı kazandığımı tercih sonuçları açıklandığı zaman öğrendiğimde artık bende bir İTÜ öğrencisi olmanın gururunu yaşıyor ve biran önce İstanbul’a gitmek kayıt olmak istiyordum.Kampüsü nasıldı acaba? Fakülteleri, cafeleri,kütüphanesi bunların hepsini merak ediyordum.Hatta kayıt esnasında bilgilerim eksik olacakta beni okula kayıt etmeyecekler diye çeşitli hüsnü kuruntularım da olmadı değil ama sağ salim kayıt olduktan sonra artık sakinleşmiş ve İTÜ öğrenci kimliğime bakıp ablama gösteriyor bir yandandan gülümsüyordum.
Okulun ilk senesi proficiency sınavını geçememden dolayı Maçkada yabancı dil eğitimi gördüm, teleferiğe ilk defa orada binmiştim ve oldukça hoşuma gitmişti. Maçka’daki bina oldukça tarihi ve üst katlarında insanın kendini kaybedebileceği labirente benzeyen bir mimari yapısı vardı. Binanın ortasındaki 2 tane avlu öğrencilerin ders arasında çıkıp hava alabileceği arkadaşlarıyla sohbet edebileceği dışarıdan soyutlanmış 1-2 bankın olduğu sade bir ortamdı. Çok çıkmazdım ama pencereden avludaki öğrencilere bakmayı severdim.Binanın dışında da ufak bir bahçesi vardı genellikle oraya çıkar giriş kapısında simit satan amcanın taze simitlerinden alırdım. O amca hakkında da çeşitli söylentiler vardı kimisi sivil polis olduğunu söyler kimisi olmadığını, gerçeği asla öğrenemedim...
Nihayet hazırlık bitmiş ve ana kampüsteki hayatımız başlamıştı, öncelikli olarak önümüzde ders şeçimi denen bir uygulama vardı ama 1.sınıf olmamız nedeniyle bize biraz kolaylık sağlanacağını öğrenmiş az da olsa rahatlamıştım. Ana Kampüsümüzün 2 giriş kapısı var birincisi deri koltukları ile meşhur İnşaat Fakültesine çıkıyor 2.si ise Fethikopisi ile meşhur Fen Edebiyat Fakültesine çıkıyor. Kapıda duran güvenlik görevlilerine çoğu zaman kimliğinizi göstermek zorundasınız özelliklede kimliğiniz yanınızda olmadığı zaman nerden anlıyorlarsa artık bilmiyorum mutlaka göstermenizi istiyorlar. Her iki girişinden buluştuğu yer İTÜ nün en sevdiğim bölümü olan okul kütüphanesi, gerçekten oldukça ferah öğrencilerin ders çalışabilmesi,dinlenebilmesi için her şeyin düşünüldüğü nezih bir ortam(genellikle laptopum ile orada takılırım) kablosuz internetten, kablolu erişime kadar her şeyin mevcut olduğu kütüphanemizin üsten görünüşünün ‘’Arı’’ şekline benzediğini duydum fakat ne kadar doğru bilemiyorum. Kütüphanenin hemen önünde büyük bir su havuzu var ve havuzun bitiminde ise dersten bunalan öğrencilerin güneşli ve sıcak günlerde kendini attığı, uzanıp yattığı, toplanıp batak oynadığı çimenlikler var. Çimlerden sonra yolun karşısında öğlen saatlerinde okulun en kalabalık alanlarından biri olan, servisin gelmesinin bazen 1-2 saati bulduğu kampüs cafemiz bulunumakta. Yemekhanemiz ise campüs cafenin sol çaprazında okulun en sevdiğim 2. yeri. Çoğu zaman yemeklerini beğenmesekte soğuk havalarda oturup içerde batak oynayabildiğimiz ön camlarında çeşitli reklam, seminer ve öğrenci kollektiflerinin afişlerinin eksik olmadığı içerisinde her türlü aktivitenin olduğu eğlenceli mekanlardan biri. Genel olarak İTÜ hakkında söyleyebileceklerim bunlar.
İTÜ de okumak nasıl bir duygu derseniz?
Karışık bir o kadar anlaşılır, bir o kadar yorucu, bir o kadar sade ve eğlenceli yani kısacası hayatın kendisi derim...
Mesut GÜZEL/Metalurji ve Malzeme Mühendisliği 1.Sınıf