Demek alfabeye yeni bir karakter eklenecek. Hangi alfabeye? Kiril, Sümer, Hiyeroglif, Kürt, Alman, Türk, Alien? Yazıya Türkçe karakterlerle başladığıma göre, bu alfabeye yeni bir karakter ekleyelim o halde. Cevap olarak bir şekil ya da bir simge bekleniyor karakter denilince ya, hadi biraz bunu değiştirelim: Karaktersiz bir karakter yaratalım. Özelliği alfabenin kaçıncı sırasına sokacağımızı bilemediğimiz, görünce tam olarak ne olduğunu kestiremediğimiz, zaman zaman satır aralarına saklanan zaman zaman da bir tür oyun oynarcasına şekilden şekle giren bir karakterden bahsediyoruz. Sesi saçmalamaları kapsıyor. O kadar geniş bir özelliği var ki; ‘Hayır’ demek için kullandığımız o ıslak ‘Cık’ sesinden tut, sinirlendiğimiz zaman homurdanmalarımıza kadar her şey onu anlatabiliyor. Heyecanlandığımız zamanki kekelemelerimizin ritminden, ‘Ya’ ile başlayan kararsız cümlelerimizin tereddütlü titremelerine kadar her şeye etki eden bir şey.Bir tür imla işareti ile harfin karışmış, duygusallığı süzülmüş, gücü kalan tüm karakterleri süründürmüş yeni bir tür! Yani bir kaos ya da bir tür kara delik. Kelimelerin ruhunu ve içindeki harflerin karakterini kendi içine çekip, silikleştiren bir kara delik! Şimdi ona bir isim koymaya çekiniyorum, çünkü biliyorum ki koyacağım ismi de o süper karaktersiz kaotik ruh haliyle başlayacak emmeye, yok etmeye.
Olayın bir de bilinç altısal yönü var tabi. Yeni bir karakter oluşturmam ve onun özellikleri ile kendi dünyam arasındaki o karizmatik bağlantılar. Oralara baktığımda gördüğüm şey; alfabenin umurumda olmadığı aslında. Belki Ferhat kızacak ama, dilbilgisi ve dil de umurumda değil. Kuralların her dönem değiştiği bir dil faşizmi içersinde, dille çok içli dışlı olmadan onunla sevişmenin yollarını bulacak bir Kazanovalık umursadığım. Üstelik ulus ayırt etmeksizin. Onun için farz edelim ki, yeni bir karakter oluştu ve bu karaktersizlik içeren, şekilsiz, sınırsız ve sessiz bir kaos; o zaman bunun benimle alakasını kurabilir mi bilinç altı diye sormadan edemiyorum. Yani ben karaktersiz miyim?
Neyse, konuya dönelim biraz da. Yaşam formumuzu dolduran hava gibi, şekilsiz bir karakterden bahsettiğimizi anlamışsınızdır. Üzerinde çalışma yapanlar müstesna, sırrına eren pek çıkmaz. Hayatını sadece birkaç elemente adayarak geçiren kimyagerlerin yaptığı gibi, bu harf de kendisini kaşifine, adanarak geçirilen bir aşk sonucunda tanıtır ancak. Biraz burnu kalkık bir tip anlayacağın, diğer harfleri adam ve karakterleri filan adamdan saymıyor. Onları sıradan kabul ediyor. Bir ‘E’ örneğin. Kendisine ait karakteri o kadar sınırlı ki, yıllardır tarağa benzetilmeden utanmadan var olmaya devam edebiliyor. Haslık yok, gurur yok, gelişme yok . Ama bizimki öyle mi? Böyle bir koyunsal muameleye maruz kalmaya müsaade eder mi?
Belki bir gün bu karakterle tanışmak istersiniz de, onu nerede bulacağınızı bilemezseniz; kendinizi, konuşmanızı ve isterseniz bir yazınızı getirin de sizinle onu tanıştırayım.
Söz , yaparım.
Bekliyorum.