Yıllar çabuk geçer İTÜ’de. Gözünüzü açıp kapayıncaya kadar zamanın hızlı geçtiğini anlarsınız. Çevreniz sürekli değişir, yenilenir, güncellenir. Yeni binalar görürsünüz, eskiden boşluğunda cirit attığınız arazi parçalarının üzerinde. O kadar çok arkadaşınız olmuştur ki, yemekhanede herkese selam vermekten yemek yiyemezsiniz ya da fakülteler arası koşuştururken, sohbet etmekten derse geç kalırsınız. Zamanla havuz dersleri biter, herkes fakültesine kapanır. Yerleşkenin ortak noktalarına çıktığınızda, tanımadıklarınızın sayısı artmıştır.
İTÜ’de sonbaharınız gelmiştir artık. Mezun olmaya yakınsınızdır. Anılarınız, düşleriniz yerleşkenin her noktasına dağılmıştır. Her köşe sizin için bir anlam taşımaktadır. Sevinçleriniz ve üzüntüleriniz belki de bir ağaç altında ya da gölet manzarasında saklanmıştır. Eğer bunları hissedebiliyorsanız, üniversiteyi dolu dolu yaşamışsınızdır. Üniversitenin sadece derslere, deneylere girilip çıkılan bir yer olmadığını düşünüyorum. Hayatımızın geri kalan kısmında size ışık tutacak acı-tatlı deneyimleri burada kazanmış olmamız gerek. Okulun ya da kendimizin gidişatı ister iyi, ister kötü olsun; burası hayatımızın içinde unutamayacağımız bir parça...
Eskilere özlem, insanın doğasındadır. Festivallerde artık eskisi gibi eğlenemiyorsanız, bu ne festivalle ilgili, ne de başkalarıyla ilgili bir durumdur. Bu sizin probleminizdir. Kafanızdaki yoğunluk artmış, sorumluluklar üstünüze gelmiş ise, eskideki rahat beyninizle eğlenmenizi ararsınız. Yeni aramıza katılan arkadaşları yadırgıyorsanız da öyle… Çünkü siz yeni değilsiniz. Eski olmanız size bir ağırlık katar. Yenilerin enerjisine sahip olamayacağınız gibi, onlara benzer bir meraka da sahip olamazsınız.
Yerleşkede yaşlanmak, arazi çalışması yaptığınız alanın artık şantiyeye döndüğünü görmektir. Çayı 35 kuruş yerine 1 liraya içmektir. Yurtta kalanların verdikleri paranın, sizin geçmişte verdiğiniz paranın iki misline çıktığını fark etmektir. Yemek listesindeki ‘böf strangonof, piliç bombay, dana emense’ gibi isimlere ‘bunlar nedir yahu?’ demeksizin, onların tatlarını hatırlayabilmektir. Dolunay Kafe ortamını özlemektir. Kahve makineleri ve yiyecek otomatları önünde sıra beklemeden, istediğimizi alabildiğimizi hatırlamaktır. İTÜ1 ve İTÜ2 hatlı İETT otobüsleridir. Eski kütüphanedeki çalışma ortamını, yeni kütüphanede daha zor yakalamaktır. Vadi Yurtları dış cephesinin pembeye boyanmasına afallamaktır. İstinye Yolu genişletme çalışmalarında, paçalarınızın çimentolu çamurlarla kirlenmesini hatırlamaktır. İTÜ’de seçmen olup, Sarıyer için oy kullanmaktır. Metrelerce uzunluktaki afişlerin yok olduğunu gözlemlemektir.
Liste uzar gider. Çevremiz ne kadar çabuk değişiyor değil mi? İlk senemizde can ciğer kuzu sarması olduğunuz, dostumuz dediğiniz kişilerin kaçı ile bugün telefonda ya da yüz yüze görüşme fırsatı buldunuz? İlk senelerde aşık olduklarınızın, bu sene tadınızı kaçırması, midenizde hoş olmayan bir ekşilik bırakması ne kadar olası? Bu kentin ve yerleşkenin, insanı ne kadar değiştirdiğini görmek ne kadar yararlı? İlk sene çok zorlandığın havuz derslerini bitirdikten sonra, onları küçümsemek ne kadar doğal? İstanbul’un her sokağını, elimizle koymuş gibi bulabilme yeteneği ne kadar güzel? ‘Bitirmeye ne kaldı?’ sorusuna verilen cevabın, yeşillerden maviye döndüğünü görebilmek ne kadar göz yaşartıcı? AutoCAD 2006 çalışma kitabı satın alıp, AutoCAD 2010’da kafayı yemek ne kadar enteresan?
Çünkü bizler burada yaşlanıyoruz. Tecrübelerimiz, yaşadıklarımız, deneyimlerimiz, tanıdıklarımız bizi yaşlandırıyor. Onlarla birlikte büyüyoruz. Onlarla birlikte, okula girdiğimiz senedeki halimizden farklı hissediyoruz kendimizi. Bir başka bakıyoruz dünyaya. Okuyoruz, tartışıyoruz, çiziyoruz, yaratıyoruz… Değişik tatlar almayı öğreniyoruz ve tatları ayırt edebilmeyi kavrıyoruz. Hepimiz değişiyoruz, hepimiz de hepimizin değiştiğini algılayabiliyoruz. İTÜ, bizim hayatımızın önemli bir parçası haline geliyor. Belki de, hayatımızın sonuna kadar yaşamı ve dünyayı bu kadar rahat sorgulayabileceğimiz, zorlukları da kolaylıkları da genç bir bakışla yaşayabileceğimiz, bize hem öğreten hem öğrettiren, öğrenmenin yolunu öğreten, öğretmenin kutsallığını gösteren bir ortam bulamayacağız.
Belki de, mezunlarımızın okullarına bu kadar bağlı olmasının sebebi bu. Nerede görülmüş ki? Bugün 75’te kart oynadığın arkadaşınla, 40 sene sonra yeniden başka bir ortamda kart oynayacaksın. Evet! Bunlar yaşanmakta. Gözlerimle gördüm. Birlikte yaşlanıyoruz.
Burası bize, hayatın gerçeklerini gösterebilen bir yer. Her türlü karakter, tip, görüş, dünya bakışı, mücadele anlayışını başka nerede bulabilirsiniz ki? Eminim bulunur ama ben İTÜ’lüyüm. Başka bir yere de gidemem. Bazen kızsak da, sövsek de, kırılsak da; İTÜ’ye teşekkür etmemiz gerek. Benim gibi yerleşkede yaşlandığını hissedenler bunu anlayacaktır. Geri kalanları da bekleriz.
M. Can İban