Sen mi ihtiyaç duyarsın inanmaya yoksa birimi zorlar inandırmaya?
Bilenlere söylüyorum; acaba çok mu abartıyorum?
En güzel yıllarını süsler; sevgili mi desek, dost mu desek, ya da sen ne dersen de işte..
Memnun olursun önce tanıştığına, sonra bir yerde patlar içindeki fırtına illa ki; bir isim verirsin O’ na, dedim ya sen ne dersen ismine artık.. Güven önemlidir, sevgi önemlidir, paylaşmak da gereklidir; çünkü kısmen bir parçandır o senin.. Yüreğini avuçlayamasan da, bir şey vardır seni ona bağlayan!
Önyargı derler, ilk gördüğünde ya da ilk tanıştığındaki düşüncelerine.. Yüzüne baktığın andan itibaren mimlersin onu; “iyi bu iyii!”.. Yaşayıp görmen gerekir daha iyi çözebilmen için karşında duran bedeni. Görmek; öyle iki tane gözle bakmakla olmaz tabi ki, herkesin göremediği şeyleri görmektir kastım..
Misal; birini görürsün bir yerde bir şekilde.. Hoşuna gider, tanışmak istersin; elini sıkarsın, mimiklerine bakarsın dudaklarından dökülen kelimelerin arasından.. Sonra bir şeyler olur, farkına varmazsın, belki varamazsın, çünkü göremezsin, görmek iki gözle bakmak değil ya, olmaz yani.. Bir bakmışsın..
Sonranın sonrasında içine düşersin, gördüklerini yorumlamaya çalışırsın, ama hala iki gözünle gördüklerini yorumlarsın; olmaz ya aslında, sen “görüyorum” dersin..
Omzunda bir el belirir, “hayır” der, “yanlış görüyorsun”; senden daha mı iyi bilecek o!! Bilmez, kesin bilemez!
Büyü denen şey var ya; işte budur.. Öyle iki tane cam şişeyi birbirine karıştırmakla olmaz; iki yüreğin birbirine değmesi yeter, bazen fazla bile gelir!
Kelimeler kandırmaz insanı; kelimeler dökülürken iki dudak arasından, 3 şeye bakarsın, dedim ya: güven, sevgi ve paylaşmak.. Eğer karşındaki karşılamışsa bu üç şartı, teferruattır geri kalanı..
Görüyorsundur “!” karşındakini. Yani dedim ya, “görüyorsundur!”..
Sözler verir’sin, yeminler eder’sin bazen tutamadığın; görmezden gelir’sin.. İşine nasıl geliyorsa artık..
Bazen içinden geçirir, bazen tutamayıp ağzını haykırır’sın; “sensiz yapamam ben” diye.. İnanır’sın..
İşte bu inanmak meselesi; asıl nokta bu, sen misin inandıran? O mu seni inandırmaya çalışan? İhtiyacın mı var?
Gerçi sen her şeyi görüyorsun; ben senden daha mı iyi bileceğim!!
Sonraların en sonrasında, bir gün gelir; bir hata yapar; o adını senin koyduğun, o değer verdiğin, güvendiğin, bazıları basit görse de bir dilim ekmeği paylaştığın, içini açtığın, her şeyini sevdiğin kişi.. Ama hata yaptı ya, kararlısındır son vermeye hepsine; silip atmak ne kelime, kesersin bileklerinden ve akıtırsın kanındaki tüm hatıralarını..
Aklına düşüverir bir zaman sonra “omzumdaki el bana ne söylemişti diye!”.. İnanarak mı işledi’n suçu, yoksa inandırarak mı işledi’n aynı suçu? Neden verdi’n ki o sözleri, yeminleri.. Yoksa kazık mı attı’n hayatına? Ya da, kimi kandırdı’n? Daha önemlisi, neden?
Oturur cevapları düşünürsün..
Sonra, öyle işte..
Hazır sona gelmişken bitireyim..
Şimdi senin de önünde üç şey var;
O’ na inanmak; Kendine inanmak; Bana inanmak..
“Sence kim daha iyi görüyor?”
Bu arada, heyy sen, lütfen beni kandır’ma!!