İki kişilik oynanan bir oyun..
Oyun; yol boyunca devam eden ve kocaman bir kavşakta dile gelen, iki delinin parmak uçlarını sakladığı ve saklayamadığı kadar dokunduğu, belki de sarıldığı, sonu gelmeyen, gelmemesi umut edilen bir hikayeyle başlar..
Günlerce; uykuların seni rahatsız edemediği ve inatla uykunu getirdiği, sürekli gözlerini kapadığında hayal ettiren, ve seni gerçekte olamayacağına inandıran, bir dizi renkli gökkuşağı gibi ruhuna işleyen, anlamı dışından belli olup aslında içerde yaşanan bir masal gibi devam eder..
Aşktır biri, diğeri sevgi.. Ve her oyun kurallarına göre oynanır; oyunbozanlarsa hikayenin sonundadır..
Hem, mantıktır biri, fark etmesen de; açıklayamadıkların oldukça dönüşür içindeki.. Tabi oyun bozulana kadar; nerde karşına çıkacağı belli olmadan!!
Aslında düşündüğünü sanırsın, kuralları da sabit, ya da basit.. Halbuki ne bir yerde çizilmiştir, ne de söylenmiş.. An’ dır yaşanacak her şey, ve planlandığı gibi gitmez hiçbir zaman; ama bir zaman asla hiç olmaz..
Hani hep bir kırılma noktası vardır ya; işte o, aşk ile sevginin arasından geçen çizginin üzerindedir, özellikle koyulmuştur oraya..
Eğer sevebilirsen aşık olduğun, hayallerinde yer alan edilgen masal kahramanını, demem o ki etken olabilirse hayatında, rüyalarındaki anlam, ve tam o çizginin üzerindeyken; kırdığın şey şeytanın bacağı olacaktır..
Ya da, biri mızıkçılık yapacak!!