“halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi
olmaya devlet cihân da bir nefes sıhhât gibi”
Buranın isim babası olan, o muhterem zat, o garip adam bir yerlerden bir yolunu bulup bu zamanları izliyor. Küçültme ekiyle gelen iki harfin üstüne de 3.köprünün direkleri basar. Bu keşfedilmemişlik, bu terk edilmişlik kalabalık bir yalnızlıkla ortadan kalkar. Eski köye yeni isim gelir. Hava açıkken, köyü yükseklerden canlı yayın izlemek gibi yani apaçık bir taraftan sepseçik burası bundan kelli “garip” olur.
Kesilecek ağaçların çoğu boylu soylu, asırlardan beri yerli yurtlu ve hepimizden çok daha çok İstanbullu. Onları yerlerinden alıp yüksek standartlı projelerin teras bahçelerinde iki damla suyla yetiştirmek de nafile. Oldu olacak salyangozlar, kelebekler hatta canlı cansız ne varsa taşınsın da hepsi bu lüksten faydalansın. Bu hallere doğa “hadi ordan” der. Kalpteki odaları doğrudan beyinlerine açılanlar bu sesi duyar. Şayet ortada ödenmeye hazır bir bedel varsa, keşif bedellerinden daha yüksektir. Duyarlı yürekler en güçlü konsorsiyumları yapar.
İleride memleket daha bir gelişir, 4.köprünün yolundan eve gider 3.havaalanından uçaklara bineriz. Ulaşım elbette gerek ama her şeyden önce aklı selimde buluşmak gerek. Bu yazıdakiler “istemezük” çığırtkanlığı değil en içten endişeleri ortaya döken birkaç kırık dökük cümlelerdir. Yarın öbür gün temiz havaya bile hasret kalıp, ciğerleri dolduramadığımızda, içimiz köprü demirlerinin birkaç katı ağırlıkla sıkışır. Buna hazır mıyız?