
Bir Mühendishane mezununun gözünden Milli Mücadele yılları: Eyüp Durukan
Eyüp Durukan 27 Eylül 1882'de şimdi Bulgaristan'da bulunan Eskizağra'da doğdu. 1903 yılında Mühendishane-i Berr-i Hümayun'dan, bugünkü adıyla İTÜ'den mezun oldu. 1906 yılında mühendis topçu mümtaz yüzbaşı olarak orduya dahil oldu. Durukan yıllar içinde birçok önemli görevde bulundu. Bu sırada elli yıl boyunca büyük bir titizlikle tuttuğu günlüklerinde yaşadıklarını anlatmayı ihmal etmedi. Ayrıca Eyüp Durukan Almanca, Fransızca, İngilizce ve temel seviyede Rusça biliyordu.
1911-1961 yılları arasında Durukanın tuttuğu günlükler bir valizin içinde
Günlüklerden 12. defterin 18. sayfası: Günlüğüne kopyaladığı bir resmi belgenin örneği, çizdiği hilal sembolü mahrem=gizli anlamında gelmektedir.
İstanbul'un resmen işgali
16 Mart 1920 tarihinde İstanbul resmen işgal edildi. İtilaf kuvvetleri aralarında Taşkışla ve Maçka Silahhanelerin de bulunduğu birçok önemli noktayı kontrolleri altına aldı. İşgal günü Durukan'ın günlüğünde şu sözlerle anlatılır:
16 Mart 36 (1920) Salı. Sabahleyin hastaneye gitmek üzere hazırlandım. Valide de İstanbul'a gidecekmiş, o da hazırlanıyor. Arabanın hazırlanmasını söyledim. Cevaben: "İngiliz askerleri yolların ağızlarını tutmuşlar kimseyi bırakmıyorlarmış" dediler. Hayret ettim. Kadıköy'den gelen birine sordum. "Evet, köșe başlarına mitralyöz koymuşlar ve epeyce de asker var. Gelen gideni muayene ediyorlar" dedi. Hastaneye gitmekten vazgeçtim.
Taksim Meydanına giriş yapan işgal kuvvetleri
İmalatı-ı Harbiye Grubu kuruluyor
Durukan, Mondros Mütarekesinin imzalandığı ilk günlerden itibaren milli direniş taraftarıydı. Mütareke günlerinde, Harbiye Nezareti'nde kurulan komisyonda İstanbul'daki mevcut silah ve mühimmatların kayıtlara eksik geçirilmesini, böylece kayıt dışı ekipmanların işgal ordularına verilmemesi fikrini savunuyordu. Ancak karşısındakiler hükümeti zor duruma düşürme endişesiyle bu fikri kabul etmemişlerdir. Sonrasında Durukan görüşünü paylaşan arkadaşlarıyla beraber İmalat-ı Harbiye Grubunu kuracaktı.
Millî Mücadele yıllarında kullanılan silah ve mühimmatın önemli kaynaklarından birisi İstanbul'daki depolar olmuştu. İstanbul'un işgali sonrası; İstanbul'daki silah, mühimmat, makine ve teçhizatın Anadolu'ya aktarılması gerekiyordu. İstanbul'daki milli mücadele karşıtı ortam Durukan'ın günlüklerindeki şu ifadelerden açıkça anlaşılmaktadır:
25 Haziran 36 (1920) Cuma. Bugünkü gazetede yine Kuva-yı Milliye'ye katılan zatların idama mahkûmiyetlerini yazıyor. Aynı şahısların belki onuncu defadır mahkûmiyetini okuyorum. Hâlâ birbirlerimizi boğmaya çalışıyoruz. Düşmanlarımızın yapamayacağını kendi kendimize yapıyoruz.
Bu durumdan ötürü, söz konusu malzemelerin ve gerekli teknik personelin Anadolu'ya kaçırılmasında çeşitli gizli teşkilatlar rol oynamıştı. Bu gizli teşkilatlardan biri de Durukan'ın kurduğu İmalat-ı Harbiye Grubudur. İşgalden 3 gün sonra 19 Mart tarihinde kurulan grup hakkında Durukan notlarında şu şekilde bilgi vermiştir:
Bu tarihte İmalat-ı Harbiye Grubu șu şekli almıştı:
Grup Reisi: Topçu Mümtaz Kaymakam Eyüp Bey (kendisi)
Tophane Fabrikaları:
Mektepli Sanayi-i Harbiye Mülazım-ı Evvel Ahmet Efendi bin Selim
Ambar Memuru Sahra Topcu Mülazım-ı Evvel Kâzım Efendi bin Muhammet
Usta 17 Numaralı Kemahlı Hasan Efendi
Şoför Şevket Efendi bin İbrahim
Şoför Kadri Efendi bin Muhammet
Usta Sakallı Emin Efendi
Zeytinburnu Fabrikaları:
Doktor Kimyager Nuri Bey
Mektepli Sanayi-i Harbiye Yüzbaşt Hamit Efendi bin Harun
Usta Sakallı Kâzım Efendi -Kâzım Hoca-
Mektepli Sanayi-i Harbiye Mülazım-ı Evvel Refet Efendi bin Seyit
Bakırköy Barut Fabrikası:
Mektepli Sanayi-i Harbiye Mülazım-ı Evvel Tarih Efendi bin Mustafa
Taba Fabrikası:
Mektepli Sanayi-i Harbiye Mülazım-ı Evvel Ahmet Bican Efendi bin İsmail
Bu arkadaşlar, kendi maiyetlerinde itimat ettikleri memur ve ustalardan gizli gruplar teşkil etmişlerdi.
İmalat-ı Harbiye, Felah Grubuyla birleşiyor
İmalat-ı Harbiye Grubu başarılı operasyonlar yürütmekle beraber çeşitli sorunlarla yüzleşiyordu. Bunların üstesinden gelebilmek için Anadolu'ya ekipman ve insan kaçıran bir başka grup olan Felah Grubu'yla iş birliğinde bulundular.
İş birliği için yapılan görüşmelerden biri Durukan'ın notlarında şöyle anlatılmıştı:
Anadolu emrinde çalışmakta olduğunu işittiğim Erkân-ı Harbiye Yüzbaşısı Ekrem Bey geldi. Anadolu'nun silah, mühimmat ve her türlü harp vasıtalarıyla İmalât-ı Harbiye fabrikalarını kurabilecek makine, tezgâh, alet ve edevatın kaçırılması için teşkilat yapmış olduğumu fakat bunları götürmek üzere teslim edilecek emin eller bulamadığımı ve para da mevcut olmadığını söyledim. O da kendilerinin Anadolu ile haberleştiklerini ve Anadolu'nun para gönderebileceğini anlattı. Haberleşme ve para işlerini o temin etmek; silah, mühimmat, cephane vesaireyi depo, ambar, hangar ve fabrikalardan gizlice dışarıya çıkarmayı ben üstlenmek suretiyle mutabık kaldık. Ve bu işlerde çalışan arkadaşlarımızı birbirine tanıtmak üzere, önümüzdeki salı günü benim nezdimde toplanmayı kararlaştırdık.
Sonrasında İmalat-ı Harbiye Grubu ile Felah Grubu birleşme kararı aldı ve Aralık 1920 itibariyle operasyonlarını beraber sürdürdüler. Bu birleşmeyle beraber İstanbul'dan Anadolu'ya insan, silah ve mühimmat kaçıran grupların en önde gelenlerinden olmuşlardır.

Eyüp Durukan ve Felah Grubu üyeleri, oturanlarda soldan 3. Eyüp Bey
İstanbul'dan Anadolu'ya kaçırılan insanlar Durukan'ın deyimiyle 3 ana gruba ayrılabilirdi:
-Kendi rızasıyla giden veya gitmek isteyen
-Teşkilat tarafınca gönderilmesi münasip görülenler
-Anadolu'dan isimle talep edilenler
Bu kişiler arasında Anadolu'ya gitmeye gönülsüz olanlar için yer yer ısrar veya tehditle götürme uygulamaları da olmuştu. Durukan notlarında bu süreçten şöyle bahseder:
Tebligat yaptıklarımızın ekserisi, bu teklifimizi büyük bir memnuniyetle karşılamış ve hemen hareket hazırlığı yaparak, ilk vasıta ile Anadolu'ya hareket etmişlerdir.
Bununla beraber, bahaneyle işten kaçanlar olduğu gibi, ısrar ve tehditlerimizle ancak harekete getirebildiklerimiz ve buna karşı da gitmekten, türlü bahanelerle geri durup savuşanlar da olmuştur.
Savaş yılları boyunca Anadolu'ya kaçırılan malzemeler, üretim tezgahları ve teknik personel sayesinde İstanbul'da kaybedilen üretimin Anadolu'da devam edebilmesine fırsat verildi. Böylece ordumuzun ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunuldu ve düşman Anadolu'dan püskürtülebildi, işte Durukan'ın zafer haberini aldığı gün, günlüğüne yazdıkları:
1 Eylül 38 (1922) Cuma. Evde kaldım. Gazeteleri okudum. Vakit; Alaşehir, Uşak'tan gayri olarak kıtalarımızın Eskişehir, Bilecik ve İnegöl'e girdiklerini güvenilir şekilde öğrendiğini yazıyor. İnşallahü teâlâ doğrudur. Akşamüzeri Ekrem'e telefon ettim. 30 Ağustos tebliği gelmiş; Dumlupınar civarında kaçan düşmanı harbe mecbur ettik. Büyük miktarda esir ve mühimmat aldık. Elimize yüz otomobil geçti. Düşman İslam köylerini yakıyor; İslam ahaliyi katlediyor ve yakıyor (deniyor) ve yanan köyleri de isimleriyle beyan ediyormuş. Eskişehir, Uşak vesaireye dair başka malumat yok.
Şanlı zaferimizin cephe arkası hikayelerinden birini, Mühendishane mezunu bir askerin gözünden anlatmaya çalıştık. Mustafa Kemal Paşa, silah arkadaşları ve bu zaferin kazanılmasında emeği geçen tüm kahramanlarımızı bu anlamlı günde saygı ve minnetle anıyoruz.
30 Ağustos Zafer bayramımız kutlu olsun!

