
İTÜ Taşkışla: Bir dönemin yasaklı madde fabrikası
Bugün mimarlık ve tasarım dersliklerinde projeler çizilen, orta bahçesinde kahve içilip vakit geçirilen İTÜ Taşkışla Binası, duvarları arasında oldukça çarpıcı ve karanlık bir tarihi saklıyor. 1920’li yılların ikinci yarısında fakültenin, henüz İTÜ’ye tahsis edilmediği ve Mecidiye Kışlası olarak anıldığı dönemde, binanın Gezi Parkı’na bakan kanadında devlet izniyle kurulmuş bir yasaklı madde fabrikası faaliyet gösteriyordu.

Cenevre Sözleşmesi boşluğu ve "Japon Fabrikası"
1925 yılında imzalanan Cenevre Sözleşmesi ile Avrupa’daki ilaç fabrikalarının yasaklı madde üretimi sıkı kısıtlamalara tabi tutuldu. Savaştan yeni çıkmış ve ekonomisini toparlamaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti ise çiftçinin ana geçim kaynağı olan afyon gelirlerini kaybetmemek adına, bu sözleşmeye ilk etapta imza atmadı. Dünyanın en kaliteli afyonunun serbestçe pazarlandığı bu ortam, uluslararası girişimcilerin rotasını İstanbul’a çevirdi.
1926 yılında iki Japon girişimci kardeş, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ortaklığıyla hükümete cazip bir teklif sundu. Ham afyonu doğrudan satmak yerine işleyerek tıbbi alkaloid ve ilaç hammaddesi üretme vaadiyle izin alan ortaklar, “Orient Products Company” şirketini kurarak harabe haldeki Mecidiye Kışlası’nın bir bölümünde faaliyete başladı.

Ayda yüzlerce kilo üretim ve yiten hayatlar
İlk etapta ayda 20-25 kilo üretim yapan fabrika, 1930 yılına gelindiğinde 25 işçiyle ayda yaklaşık 200 kilo yasaklı madde üreten devasa bir tesise dönüştü. Yıllık 10-15 milyon dolar ciroya ulaşan bu ticaret, dönemin Gayrisafi Millî Hasılası’nın yaklaşık %1’ine karşılık geliyordu. Ancak bu kârlı fabrikanın ardında ağır bir insanlık dramı vardı.
Türkiye’de modern psikiyatrinin kurucusu olan Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman, yasaklı madde bağımlılığı tehlikesini fark edip “Japon kıyafetindeki bir şeytan önümüze çıktı.” sözleriyle uyarıda buldu. Kitabında Taşkışla’daki fabrikanın Türk işçiler üzerindeki yıkıcı etkisini şu sözlerle aktardı:
"İlk her**nmanlar bana Japon fabrikasından geliyordu. Türk amele… Fabrikaya sapasağlam giren bu Türk amele yaparken koklamağa mecbur oldukları her**n tozu yüzünden yemeden içmeden kesiliyor, günden güne zayıflıyor, ayakta duramıyacak hale geliyor... Nihayet altı yedi ay sonra patron sen hastasın diye on para tazminat vermeksizin suyu alınmış limon kabuğu gibi kapı dışarı atıyordu… Yüzlerce her**nman gördük. 18 ile 25 yaş arasında, üstbaş bitmiş, vücutları erimiş fakir delikanlılar!"
Mazhar Osman Uzman, Keyf Veren Zehirler
Fabrikanın sonu ve Türkiye’nin yasaklı madde ile mücadelesi
Kuzguncuk ve Eyüp’te açılan benzer fabrikalarla birlikte İstanbul’un uluslararası basında kaçakçılık rotalarının odağı haline geldi. 1930’da İstanbul’dan hareket eden Fransız bayraklı Alesia adlı gemi New York Limanında polis ekipleri tarafından basıldı. Gemide İstanbul’daki fabrikalarda üretilmiş ve o dönem yaklaşık değeri 500 bin dolar olan, yarım tonu aşkın saf morfin ele geçirildi. Bu olay Türkiye menşeli ürünlere yönelik sert ticaret ambargoları, kısıtlamalar ve diplomatik baskıları beraberinde getirdi.
1931 yılında Taşkışla’daki Japon fabrikası tamamen kapatıldı, işletmecileri ise faaliyetlerini Çin’e taşıdı. Türkiye, 1932 yılı sonunda Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu kararıyla Lahey ve Cenevre sözleşmelerine taraf olmayı kabul ederek yasaklı madde imalatını tamamen yasakladı ve afyon ticaretini devlet tekeline aldı. İTÜ’lülerin sıralarında geleceğin projelerini ürettiği Taşkışla,1920’lerin zorlu ekonomik şartları ile insan sağlığı arasındaki trajik dengeyi hatırlatan karanlık bir geçmişe ev sahipliği yaptı.


