Bir rüya gördüm..
Böyle büyük bir yerdeydik seninle. Kocaman odadaki en uzak köşede sandalyeler vardı, sadece görmek istediğim kadarıydı bu, sanırım kırmızı döşemeliydiler. Oraya nasıl geldiğimizi bile anlamadan oturduk yan yana iki tanesine, konuşmaya başladık.. Ne konuştuk, onu hatırlayamıyorum, kocaman tebessümler kalmış aklımda; bir de beraber söylediğimiz aşk şarkısı.. Etrafımızda dolaşan insanlara aldırış etmeden, bir yandan söylüyor, bir yandan düşünüyorduk olur olmaz şeyleri..
Rüyamı bir çırpıda, öyle sıradan bir hikayeymiş gibi anlatıp bitirmek gelmiyor içimden, ballandırmam lazım biraz daha. İşte bu yüzden bir parantez açıyorum buraya;
Bir yerde okumuştum; aslında rüyalarda bilinçaltı değil, bilinçaltındaki ihtimaller görülürmüş.. Gözlerini açtığında ise en yüksek olasılıklı olanı hatırlarmışsın.. ve ben bu rüyayı çok iyi hatırlıyorum.. Bu ne anlama geliyor, biliyorsun değil mi?
Rüyalar; sonunu bildiğin bir filmi izlemek gibidir. Bir sonraki yaşayacağını bilsen de görmek istersin, gerçekten inanman için ise gözlerin gereklidir. Kendine kanıtlamalısındır olanların gerçekliğini. Öteki duyuların aldırış etmez çünkü sana.
Şimdi düşün, senin de hatırladığın rüyalar var değil mi?
Peki en güzel olanı ispatlayamaya hazır mısın;
İçinden bir boşluk seç önce, doldurmak üzere..
Nedendir bilinir; genelde aşk olur bu. Şekli, ifadesizdir. Sesi, dayanılmazdır.
Bakışı, ritim bozukluklarına sebep olur ufacık kalplerde..
İsmi ise, “biri”dir..
Parantez kapanır.
‘Her gün devam edilir mi’ deme bir önceki gün gördüğün rüyaya. Ben devam ettim..
Denize kıyısı olan bir şehirde baş başaydık, tüm şehir boştu sanki; “biri” ve ben dışında. Denizin kıyısında çayımızı yudumluyorduk, ama biliyordum ki bu ‘mavi limanıma’ yanaşmayacak bir gemiye sallıyordum halatı..
Sürekli gülerken hatırlıyorum “biri”ni rüyalarımda. Bir hevesle yatağa gider mi insan arkadaş! Sırf o tebessümü görebilmek için.. Gidiyordum, görüyordum, sabah yüzümdeki o ifade ile uyanıyordum..
Sonra keresinde, yanına çağırıyordu beni. Etrafımızda yine bir sürü insan vardı ama sanki sadece ikimizdik müziğin ahengine ayak uyduran. Becerip oturamadım yanına bir türlü, bir şey engel oluyordu ama hiçbir şey gölgeleyemiyordu “biri”ne hissettiklerimi. Elimi uzatsam dokunacak kadar yakın ya da yanaklarına iki öpücük konduracak kadar uzaktım sadece..
Sonra bir gün geldi; her yer karanlıktı. Nerde olduğumuzu, nasıl karşılaştığımızı kestirememiştik yine ikimizde. Korku mu desem, endişe mi desem; bir an “biri”nin bana sarıldığını hissettim. Önce şaşırdım, sonra burnuma teninin kokusu geldi, bir an ellerini hissettim, fısıldayışını duydum kulaklarımda, ve aşkı tattım. Evet, rüya görüyordum ama kendim bile inanamıyordum. İçindeydim her şeyin, bütün duyularım algılıyordu onu. Bu nasıl bir histir, sorgulayamıyordum. Kendimi alamıyordum ondan. Hani rüyanın en güzel yerinde uyanırsın ya, uyanamıyordum.. Tam iki yıl sürdü bu rüya; kesintisiz/aralıksız, bir kere bile gözlerimi aralamadan..
O kadar güzeldi ki..
Kimse bana söylememişti ki, bir damla aşk düştüğünde içindeki boşluğa bütün mantıklı açıklamalar toprağa gömülür diye..
Rüyalarımın ardı artık toz pembeydi; aşk delikanlılık dinlemez.. Bildiğin pembeydi işte..
Ta ki; rüyalarımı hüzün bürüyene kadar.. Bir anda oldu; ne ben anlayabildim, ne de herhangi“biri”!
Bir gün, göremedim “biri”ni rüyalarımda.
Uyku bile insanı bırakır gider mi?
Uykusuz gecelerin birinde; o büyük yerin benim kalbim, kırmızı koltukların “biri”ni görünce bir hevesle çıldıran damarlarımdaki akışkan olduğunu, oraya nasıl geldiğimizi aslında hatırlamak istemediğimi, tebessümlerinse “biri”ni gördüğümdeki, gözlerimdeki ifadeler olduğunu fark ettim.
Aşk şarkısı mı? O da bir umutla duymak istediğim sözlermiş..
Ve gördüm ki, bu bir rüya değilmiş, “biri”nin ta kendisiymiş..
Herhangi “biri”..
Yüreğine bir yer açıp oraya oturttuğun “biri”, her kimse, seninle birlikte gidermiş her yere.. Ama bazen istesen de olmazmış;
Lafa bak lafa, “bazen”..
Tırnak açıyorum buraya; sırf birisi iyi geceler demediği için, iyi geçmeyen geceler varmış..
“biri”ne “bol rüyalı geceler..”