
Geçici kriz mi, kalıcı politika mı? DGS’nin geleceğinde bizi ne bekliyor?
ÖSYM tarafından yayımlanan 2026 DGS (Dikey Geçiş Sınavı) Tercih Kılavuzu, lisans eğitimine Türkiye’nin önde gelen teknik ve araştırma üniversitelerinde devam etmek isteyen ön lisans mezunları için kritik bir tablo ortaya koydu. Kılavuzdaki kontenjan dağılımlarına göre; aralarında İstanbul Teknik Üniversitesi'nin de bulunduğu 5 köklü üniversite, 2026 DGS kapsamında hiçbir lisans programına kontenjan ayırmayarak dikey geçişle öğrenci alımını tamamen durdurdu.
Aylardır sınava hazırlanan adaylar, tercih listelerinde sıfır kontenjan gerçeğiyle karşılaştı. Kontenjanların neden sıfırlandığını, bu kararın ardındaki YÖK politikalarını ve geçmişte İTÜ'de dikey geçiş sürecinin nasıl işlediğini verilerle derledik.

5 üniversitede sıfır kontenjan: 334'ten 0'a
ÖSYM resmi kılavuz verilerine göre; Boğaziçi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, İTÜ, ODTÜ ve Yıldız Teknik Üniversitesi bu yıl DGS ile öğrenci kabul etmeyecek.
Geçtiğimiz yıl bu 5 üniversite toplamda 334 öğrenciye DGS kontenjanı açmıştı. 2025 ile 2026 kılavuzları karşılaştırıldığında düşüşün boyutu net bir şekilde görülüyor:
Sıralamalar nasıl etkilenecek?
İTÜ, ODTÜ ve Boğaziçi gibi kurumların tercih listesinden çıkması, DGS genelinde puan ve sıralama dengelerini doğrudan değiştirecek. Sınavda en yüksek yüzdelik dilime giren adayların sistemden çekilememesi; Marmara, Ege, Dokuz Eylül, Gazi ve Gebze Teknik gibi diğer devlet üniversitelerine yönelik talebi artıracak. Bu durumun, açık kalan kontenjanlarda taban puanların belirgin şekilde yükselmesine yol açması bekleniyor.
Adaylar ise kararın tercih sürecinde doğrudan ilan edilmesine ve alternatif plan yapma imkanının kısıtlanmasına sosyal medyada tepki gösteriyor:

YÖK'ün kontenjan politikası ve arka plan
5 büyük araştırma üniversitesinin DGS kontenjanlarını tamamen kapatması, anlık bir idari tasarruftan ziyade YÖK’ün uzun süredir sinyallerini verdiği yükseköğretim politikasının doğrudan bir yansıması. Bu stratejinin arka planında ve gelecek projeksiyonunda üç temel dinamik öne çıkıyor:
1. Meslek yüksekokullarının "ara eleman" misyonuna dönüşü
YÖK’ün son dönem raporlarında ve açıklamalarında en çok vurgulanan başlıkların başında sektörün nitelikli ara eleman (tekniker) ihtiyacı geliyor. Meslek yüksekokullarının zamanla lisans programlarına geçiş için bir "ara basamak" haline gelmesi, sanayideki tekniker açığını büyütürken lisans mezunları arasında istihdam krizini derinleştirdi. Kontenjanların sıfırlanması veya sembolik seviyelere çekilmesi, ön lisans mezunlarının doğrudan iş gücü piyasasına yönlendirilmesini amaçlayan yapısal bir hamle olarak değerlendiriliyor.
2. Araştırma üniversitelerinde "lisansüstü ve nitelik" odaklı dönüşüm
İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi, YTÜ ve Hacettepe; YÖK tarafından belirlenen A1 ve A2 grubu araştırma üniversiteleri liginde yer alıyor. Bu kurumlardan temel beklenti; kalabalık lisans sınıfları oluşturmak değil, araştırma-geliştirme (Ar-Ge) kapasitesini, lisansüstü öğrenci oranını ve uluslararası yayın hacmini artırmak. İkinci öğretim programlarının kapatılmasıyla başlayan lisans kontenjanı daraltma süreci, DGS’nin devre dışı bırakılmasıyla bu üniversitelerdeki akademik kadro yükünü lisansüstü araştırmalara kaydırma stratejisini pekiştiriyor.
3. Önümüzdeki yıllarda kontenjanlar tekrar açılır mı?
Mevcut strateji ve alınan kararların kurumsal çerçevesi incelendiğinde, bu üniversitelerin eski geniş kontenjanlarına dönmesi düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Bölüm başına 3-5 öğrencinin alındığı eski dönem politikasına geri dönülmesi yükseköğretim planlaması açısından olası durmuyor. Sosyal medyadan ve öğrencilerden gelen yoğun baskı, belki önümüzdeki yıllarda bölümlere 1’er kişilik sembolik "temsili" kontenjanlar getirilmesine yol açabilir; ancak bu durum da rekabeti azaltmaya yetmeyecektir. Bir diğer taraftan YÖK'ün dikey geçişi tamamen kaldırmak yerine, bu hareketliliği araştırma üniversiteleri yerine altyapısı müsait olan Anadolu ve bölge üniversitelerine kaydırma eğiliminde olduğu görülüyor.
Kısacası İTÜ’de DGS defteri şimdilik kapandı. Önümüzdeki günlerde bir geri adım gelir mi, yoksa yeni düzen bu mu olacak? Gelişmeleri hep birlikte bekleyip göreceğiz.

