
Özürsüz "sorumluluk": Rektör Hasan Mandal’ın yurttaki sapığa dair açıklamaları
İTÜ Ali İhsan Aldoğan Kız Öğrenci Yurdu'nda yaşanan güvenlik skandalının ardından yurda gelen İTÜ Rektörü Hasan Mandal, tepkili öğrencilerin sorularıyla karşılaştı. Güvenlik zafiyetinin nasıl yaşandığına dair sorular üzerine Mandal, bugüne kadar alt birimlere devrettiği yetki mekanizmasını işaret ederek, “Bundan sonraki yetki delegasyonunu kendi üzerime alıyorum” açıklamasında bulundu.
“Siz sorumluluk kabul etmiyorsunuz şu anda”
"Gereğini üzerime alacağım" ifadesi öğrencilerle arasında sorumluluk tartışması başlattı. Öğrencilerin, “Üzerinizde değil mi zaten? Siz sorumluluk kabul etmiyorsunuz şu anda” çıkışına Mandal, “Ediyorum” yanıtını verdi. Öğrencilerin “Sorumluluk sizde zaten, üzerinizde zaten!” vurgusu karşısında Mandal, “Bakın arkadaşlar ben delegasyon yapmış birisiyim. Bundan sonra delegasyon yapmayacağım diyorum” ifadelerini kullandı.
Öğrencilerin “En alttan en üste kadar bu sorumluluk size de ait” sözleri üzerine Mandal, “Tabii ki. Bakın ben öyle demedim, bundan sonra direkt kendimin. Bugüne kadar aradaki mekanizmalar var. O mekanizmaların tümünü kendi üzerime alacağım daha doğrusu.” yanıtını verdi. Rektörün sorumluluk mekanizmasına dair bu açıklamaları; akıllara daha önce öğrencilerle yaptığı bir konuşmada karşılık sarf ettiği “Ben rektörüm, sizin yöneticinizim. Barınma ve beslenmeden sorumlu değilim” sözlerini getirdi.
“Bir kızın kılına zarar gelse bu işi bırakırım”
Öğrencilerin can güvenliği konusundaki ısrarlı soruları, Rektör Mandal’ın sorumluluk konusundaki açıklamalarıyla devam etti. Bir öğrencinin, “Başımıza bir şey gelseydi muhatabı kim olacaktı? Bir kızın kılına zarar gelse ben bu işi bırakırım diyor musunuz?” sorusuna Mandal, “Bırakırım diyorum” yanıtını verdi. Bu yanıtın ardından öğrenciler, güvenliğin sağlanmadığı sürece bu vaatlerin pratik bir karşılığı olmadığını belirterek; “Sizin kızınız var mı bilmiyorum ama benim babamın beni burada bir gece yatırmaması lazım. Birçok insanın maddi durumu olmadığı için eve çıkmıyor ve burada kalıyor zaten. Ama bu demek değildir ki benim odama biri girip el sallayacak!" sözleriyle isyan etti.
“Rektörler değişiyor, biz hatırlıyoruz!”
Öğrenciler, kampüste daha önce yaşanan güvenlik sorunlarına dikkat çekerek yönetimin geçmişteki olaylara dair mesafeli tutumunu eleştirdi. Geçmiş vakaları hatırlatan öğrenciler; “Bundan önce siz olmayabilirsiniz, siz de hocam değiştiniz ama sizden önce de biz öteki rektörle de buradaydık. Yaşayan biz oluyoruz, öğrenciler oluyor; rektörler değişiyor, diyorsunuz ki biz hatırlamıyoruz. E hatırlamıyorsunuz ama biz hatırlıyoruz! Burada giriş katta kızın fotoğrafı çekildi, ondan önce tuvalette kızın fotoğrafı çekildi. Hocam bunlar normal olaylar değil ya! Biz İTÜ’de okuyoruz.” diyerek, kampüs güvenliğindeki süreklilik arz eden güvenlik sorununa vurgu yaptı.
“Adam içerideyken bize neden haber verilmedi?”
Olay anındaki kriz yönetimini de sert bir dille eleştiren öğrenciler, en basit konular için dahi yapılan anonsların bu hayati durumda yapılmadığını vurguladı:
“Bize en saçma şey için bile sekiz kere anons geçiliyor, bir anons geçilip de ‘Kızlar odanızdan çıkmayın, polis gelecek.’ denmedi. Bu olay oldu, daha adam içerideydi; adamın içeride olduğunu yurt WhatsApp gruplarından öğreniyoruz. Bunu buradaki güvenliğin bize söylemesi gerekmiyor mu? Kızlar odanıza gidin demesi gerekmiyor muydu bu adam buradan çıkarılana kadar?”
“Bu adam içeride soyunurken polis neredeydi?”
Şahsın binadan çıkarılması sırasında yaşananlar, öğrencilerin kolluk kuvvetlerine ve güvenlik birimlerine yönelik tepkisini artırdı. Şüphelinin polis aracına bindirildiği esnada yaşanan gerginliğe değinen öğrenciler, polisin olay anındaki yokluğu ile sonrasındaki tutumu arasındaki çelişkiyi şu sözlerle sorguladı:
“Hocam videolar da var elimizde, arka tarafa götürüldü; insanlar tepkili, bir muhatap yok. Araca vurulmuş, “Bu polis aracı!” diye bizim arkadaşımız orada azarlanıyor. Ya bu polis aracı da, bu polis neredeydi bu adam içeride soyunurken? Güvenlik neredeydi? Bizim öfkemiz size değil, tekrar söylüyoruz. Bizim öfkemiz, yurt güvenliği ve bu sisteme. Biz bu adam kim öğrenmek istiyoruz. Bize fotoğrafı atılsın, verilsin; ya iki gün sonra eli kolunu sallayarak çıkarsa? Adam cinayet işlemiş adamı salıyor ya, biz bu adam kim, ben suratını öğrenmek istiyorum, görmek istiyorum.”
“Ben güvenlik değilim, resepsiyonistim” cevabına karşılık “Peki bizim güvenliğimizi kim sağlıyor o zaman?”
Olay anında personelin neden müdahale etmediğini sorgulayan öğrencilere görevlinin verdiği “Ben güvenlik değilim, resepsiyonistim” cevabı, yurtlardaki güvenlik boşluğunu gözler önüne serdi. Öğrenciler bu savunmaya, “Buradaki görevli resepsiyonist mi? Çünkü yeri geldiği zaman ‘ben burada güvenliğim’ diye artistlik yapıyor” sözleriyle tepki gösterdi. Rektör Mandal’ın ise personelin bu görev tanımına atıfta bulunarak, “Yok yani, baktığın zaman resepsiyonist” ifadesini kullanması, öğrencilerin “Peki bizim güvenliğimizi kim sağlıyor o zaman?” sorusunu sormasına neden oldu.
Mandal, güvenliğin çok aşamalı bir konu olduğuna değinerek; “Güvenliğin burada sağlanması konusu birkaç aşamalı. Buradaki kişiler güvenlik görevlisi değil biliyorsunuz, resepsiyonist. Önemli olan şahsın buraya kadar gelmesi, o bir problem” savunmasını yaptı. Ancak öğrenciler, resepsiyonist tanımının bir koruma kalkanı olarak kullanılmasına karşı çıkarak, “Resepsiyonist olması onu aklamaz hocam. Çünkü o bu kapıdan kimin geçip geçmeyeceğini belirliyor” ifadelerini kullandı.
Personelin etkisizliğini eleştirmeye devam eden öğrenciler; “Adamla dövüş demedik bir şey demedik sonuçta. Bir sorsaydın sen kimsin kardeşim, burada ne işin var? Ya ben görsem sorarım, adamın tipi belli sonuçta. Buraya her geldiğimizde bizi sorguluyorlar zaten, bakıyorlar yüzümüze kim gelmiş diye” diyerek, kapıdaki denetimin sadece öğrencilere karşı işlediğini vurguladı.
“Yarın birimizin adını ‘Acı Kaybımız’ diye mi paylaşacaktık?”
Güvenliğin artırılacağına dair açıklamalar, öğrenciler nezdinde yaşanan güvenlik kaygısını gidermeye yetmedi. Bir öğrencinin, “Siz evinize gidip uyuyacaksınız, 500-600 tane öğrenci burada nasıl uyuyacak?” sorusu, yurtta kalan öğrencilerin o anki endişesini ortaya koydu. Yaşanan skandalın bir ihmal zinciri olduğunu vurgulayan öğrenciler, tepkilerini şu soruyla dile getirdi: “Yarın birimizin adını ‘Acı Kaybımız, yurdumuzda biri ihmalden kaynaklı öldürüldü’ şeklinde mi paylaşacaktık?”
Geçmişten süregelen güvensizlik silsilesi: “İnsan hayatı söz konusu!”
Kampüsteki güvenlik zafiyetinin sadece yurtlarla sınırlı olmadığını ve kronik bir sorun haline geldiğini belirten bir öğrenci, geçmişte yaşanan taciz olaylarını hatırlatarak Rektör Mandal’a kampüsün genel durumundan bahsetti: “Hocam sadece yurt için geçerli değil, daha önce kampüste de taciz olayları yaşandı. Siz de gece kampüste dolaşan birisiniz, biliyorsunuz. Ben gece rahat dolaşamıyorum kampüste açıkçası. Kapıdan kimin girdiği belli değil; genel olarak okulda bir sorun var.”
Yakın zamandan büyük çaplı denetimsiz kampüs girişleri
Öğrencinin bu isyanı, kampüsün son dönemlerde sıkça yaşadığı "herkese açık" etkinlikleri ve denetimsiz girişleri tekrar gündeme getirdi. Geçtiğimiz aylarda düzenlenen ve kimlik sorgulaması yapılmadan herkesin katılımına açılan İTÜ iftarı ile yaz aylarında stadyumda gerçekleşen kırk bin kişilik Justin Timberlake konseri, güvenlik zafiyetinin zirve yaptığı noktalar olarak hafızalardaki yerini koruyor. Konser döneminde izdiham nedeniyle turnikelerin tamamen açılması ve dışarıdan gelen binlerce kişinin denetimsiz şekilde kampüse yayılması, hatta bazı şahısların kız yurtlarının pencerelerini fotoğrafladığı iddiaları büyük tepki çekmişti.
Buna ek olarak, geçtiğimiz yaz aylarında İstanbul metrosunda kadınları taciz ettiği iddiasıyla ifşa edilen ve bir başka üniversiteden uzaklaştırılan şahsın, İTÜ kampüsüne elini kolunu sallayarak girip öğrencileri rahatsız etmesi, "güvenlik bariyerlerinin kime karşı çalıştığı" sorusunu derinleştirmişti. Kampüsün her noktasında güvenlik düzeyinin artırılması gerektiğini vurgulayan öğrenci, “Güvenlik her türlü, bir şekilde artırılmalı. Bunu hem kampüs içinde hem yurt içinde gerekirse çok düzeyde artıralım. İnsan hayatı söz konusu” sözleriyle önceliğin öğrenciyi kısıtlayan kart sistemleri değil, dışarıdan sızan şahısların takibi olması gerektiğini ifade etti.
İnşaat alanındaki zafiyet: “Geçemiyorlarsa şu anki insan kim?”
Kampüsteki denetimsizlik tartışmaları, inşaat alanlarına ve işçi giriş-çıkışlarına kadar uzandı. Öğrencilerin, inşaatta çalışanların takibinin sıkılaştırılması ve her birinin kimlik bilgilerinin alınması yönündeki taleplerine Rektör Mandal; “Kampüsün içine yapılan yurdun, Etiler Kapı’nın ötesine geçememeleri lazım, geçemiyorlar” yanıtını verdi.
Bir öğrencinin anında yönelttiği “Geçemiyorlarsa şu anki içeri sızan insan kim?” sorusu ise kampüsteki teorik önlemler ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurumu bir kez daha tescilledi. Rektör Mandal, bu çelişki üzerine zafiyet noktasının tespiti için inceleme yapacağını belirtmekle yetindi.
Kart sistemi tartışması: “Öğrencinin değil, yabancıların takibi yapılmalı”
Kartlı geçiş sistemine rağmen yaşanan sızma olayları, sistemin amacına dair tartışmaları da beraberinde getirdi. Öğrencilerin kampüsün her noktasında, hatta çıkışlarda dahi kart basmaya zorlandığı bir düzende bu zafiyetin yaşanması tepkileri büyüttü. Kartlı sistemlerin işlevsiz kaldığını belirten öğrenciler, “Kart sistemi getirilmesine rağmen böyle güvensiz bir ortam yaratılacaksa, bu sistemin neden getirildiğini anlamıyorum. Bu kart sistemiyle olmaz, bu sadece öğrencinin takibiyle olmaz. Öğrenci dışındaki insanların takibiyle olur. Kart sisteminin amacı tam olarak neydi?” sorusunu yöneltti.
Bu tepkinin odağında ise geçtiğimiz dönemde yaşanan SoliClub veri skandalı yer alıyor. İTÜ yönetiminin öğrenci verilerini rızasız aktardığı bu sistemde; sadece bir öğrenci numarasıyla kişilerin yurda giriş-çıkış saatlerine kadar tüm mahrem verilerine saniye saniye ulaşılabildiği ortaya çıkmıştı. Öğrencilerin en özel hareket verilerini dahi yetkisiz gözlere açık hale getiren bir sistemin, dışarıdan gelen bir tacizciye karşı hiçbir engel teşkil etmemesi, kampüsteki güvenlik anlayışının kime hizmet ettiğini bir kez daha sorgulattı.
Rektör Mandal, kart sistemindeki bu işlevsizliğe yönelik eleştiriler üzerine sistemdeki zafiyeti kabul ederek; “Kart sisteminin amacı baktığınız zaman tabii ki güvenlik. Ama bir eksiklik var. Eksiklik varsa ki var, yaşamış olduğumuz. Bununla ilgili gereğini üzerime alacağım” yanıtını verdi.
Güvenlik yoksa "sorumluluğun" da anlamı yok
Yaşanan bu son skandal ve olay anındaki kriz yönetimi, İTÜ kampüslerindeki güvenlik açığının artık geçiştirilemeyecek bir boyuta ulaştığını kanıtlıyor. Rektör Hasan Mandal’ın olay sonrası yayınladığı kamuoyu duyurusunda, yaşanan bu ciddi güvenlik zafiyetine ve öğrencilerin kendi yaşam alanlarında hissettiği derin korkuya rağmen tek bir özür ifadesine bile yer vermemesi, yönetimin öğrenciyle arasındaki kopukluğu bir kez daha gözler önüne seriyor. Sadece öğrencilerin giriş-çıkış saatlerini kaydederek mahremiyeti ihlal eden ancak dışarıdan gelen tehditlere karşı tamamen işlevsiz kalan bu sistemin acilen değişmesi gerekiyor.
Öğrenciler ne bekliyor?
Öğrenciler; vaatler veya kuru bir "yetkiyi üzerime alıyorum" açıklaması değil, gerçekten korunduklarını hissettikleri, şeffaf ve insan hayatını önceleyen somut adımlar bekliyor. Yatağında korkuyla uyumaya çalışan hiçbir öğrenci için sorumluluğun kimde olduğunun bir önemi kalmadı; asıl mesele, bu güvenliğin ne zaman ve nasıl sağlanacağı.
